Türkiye’de turizm son 23 yılda 5,3 kat büyüdü. Aynı dönemde dünya turizmi yalnızca 2 kat büyüyebildi. Bugün sektör 65 milyar dolarlık devasa bir hacme ulaşmış durumda. Açıkça söyleniyor: Bu para olmasa ekonomi ayakta kalamazdı.” Peki soralım: Bu devasa zenginlikten turizm işçisine ne düştü?
Büyümenin Kaynağı: Ucuz Emek, Sınırsız Sömürü
Turizmdeki büyüme bir “mucize” değil. İki temel dinamik üzerine kurulu:
1980’lerden itibaren kıyıların turizm sermayesine açılması. Ve en önemlisi: ucuz, örgütsüz ve güvencesiz işgücü.
Bugün Antalya’dan Ege kıyılarına kadar kurulan turizm düzeni, baştan sona düşük maliyet – yüksek kâr mantığıyla inşa edilmiştir.
Turizm İşçisinin Gerçeği Nedir?
Patronlar 65 milyar doları konuşuyor. Biz ise şu gerçekleri yaşıyoruz:
Mevsimlik çalışma: 6 ay iş, 6 ay belirsizlik
Sigortasızlık: Ya hiç yok ya eksik yatırılıyor
Uzun mesai: Günde 10–12 saat, çoğu zaman karşılıksız
Düşük ücret: Döviz kazanan sektörde TL’ye mahkûm maaşlar
Kötü yaşam koşulları: Kalabalık, sağlıksız, esirler kampından hallice lojmanlar
Sendikasızlık: Örgütlenene işten atma tehdidi. Tüm bunlar yetmezmiş gibi Truzim işçisinin haftalık izin hakkına göz dikilmekte, 10 günde bir izin yasaları çıkartılarak, işçinin haftalık izin hakkına göz dikiliyor.
Yani sektör büyürken, işçinin yaşamı daralıyor.
“Başarı Hikâyesi” Kimin?
Turizm bir başarıysa, bu başarı: Hotel zincirlerinin,
turizm holdinglerinin, büyük sermayenin başarısıdır
Çünkü bu sistemde: Toprak kamudan alınır, teşviklerle patronlara verilir
İşçi ucuza çalıştırılır, elde edilen döviz patronların kasasına girer.
İşçiye payına ise yorgunluk, güvencesizlik ve yoksulluk düşer.
Sömürü Düzeni Tesadüf Değil
Bugünkü tablo kendiliğinden oluşmadı. Turizmin temelleri atılırken yapılan tercihler şunlardı: Kıyıların sermayeye açılması, Turizm yatırımlarına sınırsız teşvik, esnek ve güvencesiz çalışma düzeni.
Yani turizm baştan itibaren işçi aleyhine, sermaye lehine kuruldu.
Bugün ortada devasa bir zenginlik var. Ama bu zenginliği yaratan işçiler, bu zenginlikten pay alamıyor. Sorun turizmin büyümesi değil, büyümenin kimin için olduğudur. Bu sektörü ayakta tutan, tüm zenginliği üreten biz işçileriz. Bu zenginlikte söz hakkı da bizim olmalı!




